Hamd Alemlerin Rabbine, salât ve selam onun elçisi biricik Efendimiz (s.a.v.) üstüne olsun.
Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla...
Çok geç kalınmış olsa bile 2011 yılının son demlerinde gelen bir haber, yolu bir, çizgisi bir olan bizleri mutluluğa gark etti. Dört gözle ve hasretle beklenen bu haber, geçmişte nice sıkıntılar çekmiş bizlere bir teselli, geleceğe ümitle bakmak isteyen genç kardeşlerimize ise büyük bir müjde oldu. Hangi haberden bahsettiğimi az çok hepiniz anlamışsınızdır, evet tahmininiz doğru "katsayı zulmünün kaldırılması"ndan bahsediyorum.
Burada yazdıklarım ile bulunduğum konumdan veya sahip olduğum görevden şikayetçi olduğum kimsenin aklına gelmesin, verdiği bunca nimete karşın kendisine nankörlük etmekten Rabbim'e sığınırım. Ancak öyle bir dönemden geçtik, haksız yere öyle bir sille yedik ki, yaşamayan bilemez çektiğimiz acıları, tarif etmeye kalksak tarif de edemeyiz ya aslında. Lâkin yaşanmışlıkları dile getirip tefekkür edebilmek adına birkaç kelam etmek istiyorum.
Yıl 1990lı yıllar...
İmam Hatipli olabilmenin, bu okullara gidebilmenin sınavla ve sırayla olduğu yıllar...
Mevla bize de nasib eyledi İstanbul, Küçükköy İmam Hatip Lisesi'nde başladık okumaya. Okul güzel, eğitim güzel, hocalar güzel, arkadaşlar güzel herşey dörtlük dörtlük en kısa tabirle. Okul büyük olmasına rağmen o kadar yoğun bir talep var ki, burada okumak isteyenlerin çoğu boynu bükük ayrılmak zorunda kalıyordu. Sayımız çok fazlaydı hatta o kadar fazlaydı ki abartmıyorum İstiklal Marşı okunup, sınıflara girmeye çalışırken çoğu kez kalabalıktan ayaklarımız yere bile değmezdi. Öğretmenler odasına giren hocaların bırakın kim olduklarını, kaç kişi olduklarını bile bilemezdik. Hangi şubedensin diye sorduğumuz bir kişi "Z" şubesindeyim dese şaşırmazdık. Hatta bazen kendi şubemizden olan arkadaşımızı bile tanıyamazdık kalabalıktan. Bize önderlik ve rehberlik eden abilerimizin avukatlık, mühendislik, doktorluk vb. alanları kazanmalarından dolayı gurur duyar, o duyguyu yaşamak için gün sayardık.
Ve yıl, malum yıl!
Okulumuz, aynı okul ama tat yok! Sınıfımız aynı sınıf ama kimsecikler yok! Öğretmenler odamız aynı oda ama giren çıkan yok! Sınav aynı sınav ama kazanan yok! O koridorlarında kalabalıktan yürüyemediğimiz okul, aniden attığımız her adımda yankılan ses ile beynimize balyoz gibi inen bir sessizliğe bürünmüştü. Yarım ekmek arası patates almak için sırasında saatlerce beklediğimiz kantinimiz, demir parmaklıklarla örülmüş bir hapishaneye dönmüştü. Bize öyle kötülük yapmışlardı ki, sadece puanlarımızı almamışlardı elimizden. Hocalarımızı, arkadaşlarımızı, dostluklarımızı, muhabbetlerimizi, neşemizi, bereketimizi, ışığımızı, geleceğimizi almışlardı elimizden.
Bu şekilde yaparak bizi bitirip yok edeceklerini düşünmüşlerdi ama bakın yanıldılar. Birkez daha tuş oldular. Biz yılmadık, boyun eğmedik, istedikleri zilleti kabullenmedik, alabildiklerimizi geri aldık. Alamadıklarımızı Rabbimize havale eyledik. Bizim hakkımızı kim geri verecek, kaybolan yıllarımızı kim getirecek diye bir beklenti içerisine girmedik ama yaşayamadıklarımızı yaşayacak ve yaşatacak olan gelecek neslimize bir hatırlatma yapmak istiyorum acizane bir abileri olarak.
Haydi gençler! Zaman, hem kendiniz hem de sizden öncekiler için çalışma zamanı!
Şimdi zaman, eldeki nimetin kadrini ve kıymetini bilme zamanı!
Şimdi zaman, bizim gibi bir yanı mahzun olanları sevindirme zamanı!
Geçmişinizi asla unutmayın, geleceğinizden asla ümidinizi kesmeyin!
Unutmayın bu dava büyük ve kutsal bir dava. Allah her zaman inanan ve sabredenlerle beraberdir.
Gazanız şimdiden mübarek olsun!
İlyas Uçar - Evvâh - Ebu Rudeyha - 06.12.2011
Yazan fatmakarakas , Mart 07, 2012
Yazan fatmakarakas , Mart 07, 2012
Yazan fatmakarakas , Mart 07, 2012
Yazan Yolcu , Ocak 11, 2012
Geçen yılların hakkını ise verebilecek tek mercii Allah-u zül celal. Bu mağduriyete sebeb olanların ahirette o kadar hakkı ödeyecek sermayeleri olacağını sanmam.
Çok güzel resmetmişsiniz, önceki ve sonraki halini. Ancak artık söylenecek tek söz; Takdir-i İlahi.
Gerçek şu ki; İlahiyatı hakkıyla okuyup, hakkıyla gereğini eda edebilmek büyük bir lutüf ve nimet üstü nimet.
Çok sevdiğim alim bir zat diyordu ki; biz ekonomiz iyi olduğu sürece ihtiyaçlarımızı dışarıdan karşılayabiliriz. Yalnız din hariç. Hiç bir ülkeden din anlayışımızı ve çözümlerimizi ithal edemeyiz. Allah-u Teala o yıllarda mezun olanları böyle istihdam etmek istemiş olabilir veya imtihan.
Halinize razı olduğunuzu biliyorum ama belki o zaman farklı tercihler düşünmek istemiş olabilirsiniz. Terchinizin sadece ilahiyat olması da bence Allah'ın bir nimeti. Ama bazen Hz. Allah nimetini, külfetle paketleyip bize sunuyor. ve o zaman biz aciz kullar içine vakıf olana kadar üzülebiliyoruz.
Yazan muhittin , Aralık 07, 2011
Yazan Nakşi Gülüm , Aralık 06, 2011
Kesinlikle katılıyorum gözyaşlarımızın hakkını nasıl verecekler acaba?
Allah razı olsun çok güzel bir yazı
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






















